Sıradan bir gün daha. Dersteyim yine. Yarı uykulu bir haldeyim. En arka sırada yine dersi dinlemiyorum. Dinlesem ne olacak ki? Milletvekili mi olacağım okuyarak? Yoo. O zaman sorun da yok. Doktor mu olabileceğim peki? Hayır. Çünkü benim ailemin parası yok. En azından bizi idare edecek kadar var. Cebimden bayağı eski tuşlu ve kaydıraklı olan telefonumu çıkardım. Tek bir çizik bile yoktu telefonumda. Çok dikkatli kullanıyordum. Yıllarca da kullandım. Saat 11.34 dü. Yani dersin bitmesine 26 dakika var. Off. Bu eziyet daha ne kadar sürebilir derken hoca benim adımı seslendi:H-“korkusuzborazan. Yap bakalım bu soruyu.”b-“Cevap 12.” H-“Nasıl yaptın gel göster.” Yerimden kalkmadan:b-“X’i karşıya attım Y ye 0 verdim. Daha sonra Y’ yi karşıya attım X e sıfır verdim. Daha sonra X’i Y den çıkardım soruda olduğu gibi cevap 12. Bu kadar yeterse ben yatmaya devam ediyorum.” Hocadan biraz gerilim hissetmiştim ama belli etmiyordu.H-“Benim öğrettiğim formüle göre yap.”b-“YGS veya LYS de bu formülü niye yapmadın diye sınavımı iptal etmeyeceklerse bu formülle çözmeme gerek yok. Çünkü önüne gelen matematikçi para kazanacağım diye formül çıkartıyor. Sonra neden soruları çözemiyoruz? Tabi çözemeyiz. Çünkü yüksekteki eğitimciler istiyor diye kafadan 10 tane formül öğreniyoruz. 1 tanesini hepsini çözerken neden ben diğerlerini de ezberleyim? Savunmam makdıbınıza ulaştıysa ben geri yatıyorum hocam.” Diyip kafamı sıraya koydum. Bunu dememle hocanın köpürmesi bir oldu ve H-“Çabuk git müdürün odasına.”
Ha bu arada ben hayatım boyunca işimi kolaylaştırmak için çalıştım. Hocanın anlattığı formülü zaten biliyordum. Bildiğimden dolayı kısa yol buldum. iki bilinmeyenli denklemlerde sadece yapmam gereken ilk baş X’e 0 verip Y’yi bulmak sonra Y’ye 0 verim X’i bulmak. Neden bunu bu kadar abartıyordu ki? Müdürün odasının önündeydim. Müdürün odası gözümde kale kapısı gibiydi. Açmak bile işkence. Keşke kendisi kapıyı açsa diye geçirdim içimden ama işe yaramayacak biliyorum. Zihin gücüyle de açamayacağıma göre kapıyı çaldım ve “gir” sesini duyduktan sonra odaya girdim. M-“Bu kaçıncı bu odaya gelişim korkusuzborazan?”b-“Rapor getirmemi, nöbetçi olduğum günlerde geldiğimi ve öğretmenlerin beni buraya göndermesini sayarsak 13 kez geldim.”M-“Peki kaç kere öğretmenlerin yolladı?”
b-“8 kez. Tamam bu çok fazla bir rakam biliyorum. Hem de daha 1. dönemdeyiz onu da biliyorum fakat benim bir suçum yok ki? Sadece hocaların formüllerini ve bazı konuları neden öğrendiğimizi sorguladığımda bana kızıyorlar. Oysaki suçum yok benim. “M-“Tamam tamam anladık. Hep aynı terane. Kendini çok mu zeki sanıyorsun sen? Ama seni adam etmesini ben bilirim. Bunca zamandır babanla dostluğumuz var diye ses çıkarmadım. Ama bu sefer sessiz kalmayacağım. Eşyalarını topla. E sınıfına geçiyorsun.” Ha. Bu arada bu okulda hiyerarşi sistemi var. Harf sırasına göre A sınıfı en zekilerin ve en yeteneklilerin olduğu sınıf. E sınıfı ise ne kadar it kopuk varsa atıldığı sınıftır. Ve beni de it kopuk görüyor olacak ki o sınıfa atıyor. Kapıdan dışarı çıktım müdür de arkamdan gelmişti. Arkama döndüm ve kendisine bu soruyu sormaktan kendimi alıkoyamadım.b-“Şimdi mi gideyim?”M-“HEMEN.” dedikten sonra kapıyı yüzüme çarptı. En azından kapıyi kapatmama gerek kalmadı diye düşündüm. Şimdi işin yoksa git. Sırandan eşyalarını topla. Sonra sınıfına in. Neden beni anlamaya çalışmıyorlardı ki? Aklımda bu sorular varken sınıfa girdim ve eşyalarımı toplamaya başladım. Tabi hoca hemen atladı.H-“Nereye gidiyorsun?”b-“Müdür E sınıfında daha mutlu olacağımı düşünüyormuş. O yüzden oraya gidiyorum.”H-“Layığını bulmuşsun.” dedi ve eşyalarımı hazırlayıp sınıftan çıktım.

İstek gelirse devam ederim
Dedikleri hiç umurumda bile değildi. Hatta bugün derse girmeyecektim. Zaten hiç devamsızlığım yoktu. Sadece arada doktora gitmem gerekiyor onda da rapor zütürüyorum hepsi bu. Devamsızlık yapacaktım ama nereye gidecektim ki? Bu zamana kadar hiç devamsızlık yapmadım ve nereye gideceğimi bilmiyordum. Sadece yürümeye başladım. Ara sokaklardan eve ne kadar zamanda ulaşabilirim diye düşündüm. Normalde 47 dakika sürüyordu. Ve vakit kaybı olmasın diye şu ana kadar hiç ara sokaklardan gitmeyi denemedim. Tamam kabul ediyorum. Eringecim ve asosyalim. Ama bunlardan nefret edemeyecek kadar da eringeç bir insanım yapacak bir şey yok.
Ara sokaktan ev hizasına doğru yürümeye başladım. Garip ve alengirli yollara girdikten sonra pes ettim. Geldiğim yoldan geri dönmem yeterliydi eve gitmek için. Hafızamın iyi olduğunu umarak geldiğim yoldan geri dönmeye başladım. Muhtemelen yanlış sokağa girdim. Bir ağaç dikkatimi çekti. Ağacın yarısı yeşillik ve yapraklarla doluyken diğer yarısı işe kupkuru ve bomboştu. Tek bir yaprak bile yoktu. Garip tarafı yerde kuru yaprak da yoktu. Böyle bir ağacın yanından geçtiğimi hatırlamıyordum. Normal bir insanın dikkatini çekmez biliyorum ama ben bir ileri düzey asosyalim.(Tabi gerektiğinde cevap verebilen cinsten)Çevremde gördüğüm her detay dikkatimi çekiyor. Labirent tarzı oyunlar saolsun. Çok yorulmuştum. Telefonun kaydırağını kaldırdım ve saate baktım. 12.56 olmuştu. Daha öğle yemeği yeni bitmiş. “Aman daha eve gitmek için 3 saatim vardır” diye düşünüp ağaca yaslandım ve gözlerimi kapadım. Muhtemelen uyuyakaldım.
Gözlerimi açtığımda her taraf kapkaranlıktı. Gökte yıldızlar parlıyordu. Daha önce yıldızları bu kadar net görememiştim. Saate bakmak aklıma geldi. Elimi cebime attım ama telefonum yanımda yoktu. Çalındı mı yoksa? Neden benimkini çalmışlardı ki? Zaten çok eski bir telefondu. “Belki düşürmüşümdür” diye düşünüp hemen ayağa fırladım. Ayağa kalktığımda bir detay farkettim. Ağaç resmen parlıyordu. Ağacın ölü olan tarafı da düzelmişti. Yemyeşildi ağaç. Sanki buradaki geceye bir fener gibiydi. istemsizce telefonu unutup gülümsememe neden oldu. Ne zamandır gülümsemiyordum? Ne zamandır içimden bir mutluluk dalgası geçmiyordu? Kendime bu soruları sorarken buldum.
Eve gitmek aklıma geldi. Bu saatte buradaysam babam bana kesin kızardı. Ama bir detay daha farkettim. Binalar nerede? Bu ağacın çevresi kat kat binalarla doluydu. Ama şimdi yoklar. Kafam çok karışıktı. Belki yanlış hatırlıyorumdur. Ağacın arkasındadır diye düşündüm ve arkasına doğru yürüdüm. Gördüğüm manzara karşısında şaşırdım. Bir kız uyuyordu. O da ağacın diğer tarafına yaslanmıştı. Kız daha çok amazonlardaki kızlar gibi giyinmişti. Hani şu filmlerde amazon kızları olur ya. Size Loldeki Nidalee diyim siz anlayın. Hah neredeyse onlar gibi giyinmiş. Bir an aklımdan şu soru geçti. “Bu kız cosplay falan mı?” Daha sonra kız kıprandı ve gözlerini açtı. Karşısında beni görünce ilk baş şaşırdı ama ondan sonra geriye doğru kaçtı.K-“Sen de kimsin yabancı. Kabilemizin topraklarında ne arıyorsun?”b-“Kabilenizin toprakları mı? Burası neresi ben bilmiyorum.” Daha sonra kız etrafına bakındı. Bomboş ve simsiyahtı. Sadece ağaç, ağacın çevresindeki çimenler ve gökteki yıldızlar parlıyordu.K-“Burası neresi? Beni nereye getirdin. Kabilem beni arayacaktır. Beni kaçırdığına pişman olacaksın.” dedi ve üzerime atladı.
b-“Dur dur dur. Burası neresi ben de bilmiyorum. Ben de ağacın diğer tarafında uyuyordum. Uyandığımda kendimi burada buldum.”K-“Bekle. Doğruyu söyleyip söylemediğini anlayacağım.” Kafasını göğüsüme yasladı. Tamam. Biraz etkilenmedim değil. Yani bu devirde hangi kız durduk yere kafanızı göğüsünüze yaslıyor ki? “Şimdi beni buraya sen mi getirdin?”b-“Hayır. Dediğim gibi burası neresi ben de bilmiyorum. Ağacın diğer tarafında uyuyordum uyanınca da seni buldum.”K-“Tamam doğruyu söylüyorsun.” dedi ve kafasını göğsümden çekti.b-“Teşekkürler inandığın için. Bu arada benim adım korkusuzborazan. Senin adın ne?”Kara-“Kara benim ismim de. Sen hangi kabiledensin?”b-“Ben bir kabileden değilim. Şehirde yaşıyorum.”Kara-“Şehir? Oranın şefi kim?”b-“Dediğim gibi kabile değiliz. Bir şehirliyim.”